Türküler ve Maniler

1- ABUM TÜRKÜSÜ:

Türkünün öyküsü Hatipli Kasabasında 1960’lı yıllarda yaşanmıştır. İki genç arasında filizlenen aşkın kendi arzuları dışında mutsuz sonlandırılmasının ifadesidir abum türküsü.

Sokaklarda beraber oynayan, beraber büyüyen iki komşu çocuğundan erkek olanı öğretmen okulunun sınavını kazanıp öğretmen adayı olarak okumaktadır. Kız olanı ise ev işleri, tarla- tapan derken büyümüş güzelleşerek tatillerde köye gelen öğretmen adayının dikkatini çeker olmuştur. Kapı önlerinde, tarla yolunda, yayla tepesinde kaş göz işaretleriyle birbirlerine olan ilgilerini belli eder olmuşlardır.

Oğlan öğretmen olmuş, Niksar’ın bir köyüne tayini yapılmıştır. Kız ise öğretmenle evlenip köydekilerden daha rahat ve daha uygun şartlar altında yaşamanın hayali ile zamanını beklemektedir. Köyde günün şartlarına göre zengin sayılan ailelerden biri de kızı beğenmiş oğullarına istemek için uygun zamanı kollamaktadır. Kızın abusu (üvey anne) ele alınmış, iş bağlanmıştır. Dünürcüler gelir. Abu, kızın babasını da ikna etmiştir. Kızın sözü verilir. Kız bu işe olmaz diyemez. (O yıllarda kız çocuklarının böyle bir hakkı yoktur.) Hazırlıklar yapılır. Düğün başlar. Kızın gözü, kulağı hep Niksar’da dır. Ama o taraftan ne bir hareket ne de bir haber vardır. Kız çaresiz, kaderine razı gelin atına biner. Ata binerken de içinden geçirdiklerini yüksek sesle söyleyerek ağlamaya başlar. Ağlamaları arasında kurduğu hayallerin yıkılmasından, abusunun yanlış yaptığından, öğretmenin ilgisizliğinden yakınmaktadır. “ hem ağlar, hem giderim.” Diyerek yeni evinin yolunu tutar.

Düğünde mehterlik ( davul-zurna ) yapan, Reşadiye’nin Büşürüm Köyü’n den Çakır Usta ( Kâmil Kaya ) ve oğlu Ali Usta düğün sonunda köylerine dönerken gelinin ağlamalarından etkilenerek kendi aralarında türkünün sözlerini oluştururlar. Önceleri yöresel olarak söylenen türkü, daha sonra tüm ülkede söylenir olmuştur. Bunda Tokatlı sanatçılarımız Mihrican Bahar ve Murat Akkaya’nın da büyük katkıları vardır.

ABUM
Öğretmene varamadım.
Naylon çorap giyemedim.
Karyolada yatamadım.
Abum abum kız abum,
Sebebim sensin abum.
Abum abum kız abum,
Gözün kör olsun abum.

Bir çobana verdiniz.
Onbin lira yediniz.
Günahıma girdiniz.
Abum abum kız abum,
Sebebim sensin abum.
Abum abum kız abum,
Gözün kör olsun abum.

Şu Niksar’a varsalar,
Öğretmeni bulsalar.
Bu halimi deseler.
Abum abum kız abum,
Sebebim sensin abum.
Abum abum kız abum,
Gözün kör olsun abum.

Not: Türkünün kahramanları halen hayatta oldukları irin isimlerin yazılması uygun görülmemiştir.

2-FADİK TÜRKÜSÜ

Türkünün öyküsü Başçiftlik merkezde yaşanmıştır. Çocuk yaşta tohumu atılıp, gençlikte filizlenen, tam olgunlaşmaya başlayacağı zaman hayal kırıklığı ile sonuçlanan bir aşkın nefrete dönüşmesinin beddua şeklinde ifadesidir bu türkü.

Aynı mahallenin iki çocuğu, evlerinin köşelerini döndüklerinde birbirleriyle karşılaşmaktadırlar. Derken bu karşılaşmalar yavaş yavaş aşka dönüşür. Büyüdüklerinde evlenmeyi kararlaştırırlar kendi aralarında. Gel zaman, git zaman aileler, komşular derken tüm Başçiftlik duyar bu olayı. Duymamış olanlar da olacak ki; komşu köyden bir öğretmene istemeye gelirler Fadik kızı. Komşu delikanlı ise hem daha askerliğini yapmamış hem de işi bile yoktur. Öğretmene verirler Fadik’i o istemediği halde. Delikanlı çaresiz, eli koynunda kalıverir ortalıkta. Küser tüm ailesine, tüm çevresindekilere. Küser kaderine. En çok da Fadik’e küser. Küsmek ne demek? Arkasından hep beddua eder. Bu İntizarını dönüştürür türküye. Duysun diye kara yazgısını tüm Türkiye.

FADİK
Uykuları haram ettin gözüme.
Darıldın mı Fadik haklı sözüme?
Doya doya bakamadım yüzüne.
Kavlimiz böyle miydi nazlı Fadik’im?

Sarı saman gibi sararttın beni.
Acı kahve gibi kararttın beni.
Dosta düşmanıma ar ettin beni.
Düzenin bu muydu nazlı Fadik’im?

Geçtiğin yolların çamur, taş olsun.
Karnın dolu, kucakların boş olsun.
Gözlerinden akan kanlı yaş olsun.
Edeceğin bu muydu kahpe Fadik’im?

*Fadik; Fatma’nın yöresel söylenişidir.
*Fadik türküsünün kahramanları halen hayatta olduklarından isimlerin yazılması uygun görülmemiştir. 

MANİLER

Halı dokurum halı,
Bitmiyor gavur malı.
Şu halılar çıkalı,
Kızların benzi sarı.

Makas attım halıya.
Parıl parıl parlaya.
Nerede güzel varsa,
Gelsin bizim halıya.

Yazı yüzünde göl var.
Yüzün uşaklar yüzün.
Ben askere gidiyom.
Halıyı ufak çözün.

Okuduğun kitabın,
Bilinmiyor yazarı.
Başçiftlik sokakları,
Oldu çırak pazarı.

Değirmenin suyunu,
Kim bağlamış akıyor.
Yârim erken uyanmış.
Halı evi yıkıyor.

Halı dokuyan yârim,
Şip at ilmeklerini.
Ben gidiyom askere.
Dile dileklerini.

Başçiftlik’in camisi,
Hocasızdır hocasız.
Şu halılar çıkalı,
Kızlar kaldı kocasız.

Başçiftlik’e girerken,
Sıra sıra direk var.
İzin al da gel yârim.
Sende nasıl yürek var.

Başındaki poşular,
İldir ildir ışılar.
Yedi yıldır yar sevdim.
Yeni duydu komşular.

Ak koyun kuzusuna,
Can kaynar bazısına.
Ne deyim de ağlıyım,
Alnımın yazısına.

Dülbendimi düreyim.
Aç koynunu gireyim.
Uyandıkça sar beni.
Yar olduğun bileyim.

Dülbendimin düğümü,
Kim görmüş güldüğümü?
Cihan ataşa yansa,
İsterim sevdiğimi.

NİNNİLER

Taştan beşik belediğim,
Seni haktan dilediğim.
İpek yorganda belediğim,
Ninni yavrum ninni.

Çamdan beşik oydurayım.
İnci boncuk koydurayım.
Uyumazsan kaldırayım.
Ninni yavrum uyusana
Uyuyup da büyüsene.

Uyu ninni çalayım.
Sana kurban olayım.
Ağrıyan yerlerine,
Dünya malı harcayım.

Ninni ninni sesi gelir.
Uyur uykusu gelir.
Benim güzel yavrumun,
Asker babası gelir.

Tarlalara tilki gelmiş,
Çocuğuma yürü demiş.
Canıma büyü demiş.
Ninni yavrum ninni.

Ağlar isen ağlar idim.
Dertlerini dinler idim.
Sana ninni söyler idim.
Ninni yavrum ninni.